Rating , 10 out of 10 based on 500 ratings

Evliliğin Anlam ve Biçimleri

admin  -  Tem 22, 2011  -  , , , , , , , , , , , , , , , , , ,  -  No Comments

İngilizcede, Latince Maritus: Koca’dan gelen evlilik (marriage) ile Latince mater ana’dan gelen evlenme (matrimony) sözcükleri burada tartışmaya çalıştığımız fenomenin anlamı ve kökeni üzerine bize herhangi bir ipucu ver-

mez. Kuşkusuz, aynı şey, başka Avrupa dillerinde kullanılan Latince kökenli benzer terimler için de geçerlidir.

Farklı toplumlarda ve farklı tarihsel dönemlerdeki evlilikleri karşılaştırdığımız zaman, evli eşlerin her yerde birbirlerine karşı çok açık görevleri olduğunu görürüz. Bu görevler her zaman ayrıntılarıyla belirtilmeyebilir, ancak bunlar iyi anlaşılır ve her durumda severek uygulanır. Bu nedenle, insanlığın bildiği tüm evliliklerin çeşitli biçimleri için bir ortak payda arasaydık, pekâlâ onu karşılıklı yükümlülük temelinde bulabilirdik. Doğal olarak, birçok farklı biçimlerde görünebilir her yükümlülük. Teklifsiz, resmi olmayan bir sessiz anlaşmadan çıkabilen popüler bir kutlamayla herkesin görebileceği, duyabileceği biçimde ilan ediliyor olabilir. Ve çifti de aşarak evlatlarına her iki tarafın ailelerine, hatta tüm topluma yayılabilir. Sürekli sayılabilir ya da karşılıklı anlaşma uyarı tek taraflı hareketle sona erebilir. Bazıları eşler evli oldukları sürece karşılıklı yükümlerin varolduğunu resmen tanışa, bunların hiçbiri sorun olmaz. Erkek ve kadının aşk yaptığı ve aşksız çocuklara sahip olduğu durumda bir sorun, bir oynaşma bir aşk macerası ya da bir birlikte yaşama durumu sözkonusu olabilir ama bir evlilikten söz edemeyiz.

Görebildiğimiz gibi, evlilik, ev kadınlığı, cinsel ilişki ve doğurmadan çok daha başka şeyi ilgilendiren çok özel bir fenomendir. Kendi kendilerine, bu doğal insan etkinlikleri bir evlilik oluşturmaz. Onun gerçek anlamı toplumsal yaptırım ve bekleyişlerden türer. Gerçekte, bekleyişler bir başka toplumda değişseler bile evlilik onun değişmesiyle sınırlıdır. Bu nedenle, kesinlik ifade etmeyen biçimlerde evlilik üzerine konuşmak çok yararlı değildir. Evliliğin işlevlerini ve olası biçimlerini tanımlamak ve listelemek çok daha işe yarayacağa benziyor. Burada, sınırlı amaçlarımız için basit bir sınıflandırma yapmakla belki en iyiyi bulmuş oluruz.

GELENEKSEL OLARAK, BİLGİNLER EVLİLİĞİ DÖRT TEMEL TİPE AYIRIYORLAR

1  -   Monogami (tek eşle evlilik)

2  -   Polijini (bir kocanın birkaç kadınla evliliği poligeni)

3  -   Poliandri (birkaç kocanın tek kadınla evliliği çok eşle evlilik)

4  -   Grup evliliği (birkaç kocanın birkaç kadınla evliliği)

Monogami, bugünkü egemen evlilik biçimidir. Polijini ve Poliandri (her ikisi birlikte Poligami olarak adlandırılır) artık azalıyor olmakla birlikte, dünyanın çeşitli kısımlarında görülmektedir. Grup evliliği her zaman ender olmaktadır.

Viktorya çağında dört temel evlilik tipinin insan evriminin farklı aşamalarını temsil ettiğine inanılırdı. Böylece, ilk insanlar grup evliliğine geçmeden önce rastgele ilişkiler kurdukları bir aşamadan geçtiler. Uygarlığın gelecek aşamasında onlar, poliandri diye karekterize edilen anaerkil bir aşamaya girdiler. Bu sırayla, polifinin hakim olduğu babaerkil aşamayla ve sonunda insan ilerlemesinin başarısının tacı olarak monogaminin ortaya çıktığı tek eşle evlilik aşamasınca izlendi, şimdiye değin bu çekici kuramı sağlama bağlanmadı; oysa, dört evlilik tipinin en erken çağlardan beri ekonomik ve teknolojik koşulların tüm çeşitleri altında varolduğunu öğrendik, bu arada. Bazı çok «ilkel» insanlar, bazı «uygarlaşmış» insanlar çok eşle evli olmakta ve bunu hâlâ devam ettirirlerken, her zaman tek eşle evlilik (monogami) pratiğini sürdürdüler. Dahası, biz şimdi evliliğin bu dört temel türünün birkaç türde görünebildiğini de anlıyoruz. Örneğin, ömür boyu ayinsel bir birlik olarak süren monogami ile geçici bir sivil anlaşma olarak ele alınan monogami arasında oldukça önemli bir farklılık vardır. Polijini, bir adamın bir kapatma olduğu zamanla ya da kardeşinin dul karısıyla evlendiği zaman, ya da onlar farklı ailelerden gelip ayrı evlerde yaşamaya çabaladıklarında görülen örnekler gibi, farklı koşullar altında çok farklı şeyleri kastedebilir. Poliandri de bir kadının birkaç kardeşiyle evlenmesi, onlardan yalnızca en yaşlı olanın çocuklarının resmi babaları olması, ya da kadının hepsine eşit haklar vermekten hoşlandığı, birkaç akraba olmayan erkekle evlenmesini kastedebilir. Grup evliliği, çok eşle evlilik pratiklerinin doğal bir sonucu olarak kazaen ya da bilinçli bir «bilimsel» deney de olabilir.

Bununla birlikte, bugün monogaminin bir ya da birden çok çeşidinin her zaman evliliğin en yaygın tipi olduğu üzerine önemsiz bir kuşku var. Grup evlilikleri olsun poliandri olsun, her ikisi de yalnızca az sayıda kültürlerde kurulmuştur ve birçok toplumda izin verilmesine karşın, polijini hemen hemen her zaman daha zengin sınıflarla sınırlanmıştır. Gerçekte, birden fazla karı satın alıp sonra da onların yükünü çekmek asla ucuz olmamıştır. Kuşkusuz, bazen, kadınların işçi olarak sahiplerinden daha çok kazandığı da olmuştur, ancak böyle durumlarda bile kocalarının güçlü ve etkili olması gerekti, ya da kadın kendisi için böyle bir avantaj yaratmış olamazdı. Başka erkekler de aynı ayrıcalık üzerine ısrar edecekti ve bu ayrıcalık bağışlanmış olamazdı, çünkü «doğal olarak» her erkek için aşağı yukarı yalnızca bir kadın vardı. Erkekler ve dişiler arasındaki biyolojik denge hemen hemen yakındı ve bu yüzden poligami yalnızca ayrıcalıklı koşullar altında serpilebilirdi. Böyle koşullar yeni doğan dişi bebeklerin öldürülmesi âdetinden, sık sık yapılan ve birçok erkeğin öldüğü savaşlardan, ya da az sayıda kişinin özel prestijini sağlayan dinsel ve politik inançlardan kaynaklanabilirdi. Oysa, koşulların «normal» olduğu, insanlara önemsiz bir eşit şans verilen yerlerde tek eşle evlilik gözde eğilim olur.

Bu olgulardan yaklaşımla, insan tek eşle evliliklerinde her zaman mutlu ya da her durumda pratik olacağı sonucunu çıkarması gerekmemesine karşın, kişi, monogamiyi evliliğin «doğal» biçimi olarak görebilir. Gerçekte, monogami üzerinde çok katı biçimde ısrar eden toplumlarda bile evlilik öncesi ve evlilikdışı ilişkilere karşı resmi olmayan bir hoşgörü vardır çoğu kez. Başka toplumlar daha hoşgörülüdür ve monogamiyi başlangıçta «esnek» ya da «açık» bir kurum olarak oluşturur. Ek olarak, aynı zamanda onlar evliliğin başarısız olduğu durumda boşanmalara izin verebilir. Her durumda, deneyler insanın monogaminin tek bir biçimini ya da her yerde tüm erkek ve kadınlar üzerine evliliğin tek bir biçimini empoze edemeyeceğini göstermişe benziyor. Kuşkusuz herkesin gönlünde yatan bir ideal vardır yaşamda ortaya çıkan ama bazı yaratımlara ve deneyimlere de izin vermek gerekir.

Her şeye karşın, karı ve kocaların en büyük cinsel hoşgörü verildiği durumda bile evlilik her zaman önemli sayılır ve evlilikdışı birliktelerden açıkça ayırt edilir. Yani, genel olarak konuşursak, insanın evli kaldığı sürece evliliklerini nasıl düzenlediği, çabaladığı ya da değiştirdiği zor bir konudur. Ayrıntılar, bir kültürden başka kültüre göre derinleşebilir, ancak ilkenin her yerde aynı olduğunda kuşku yok; evlilik de iyidir ve desteklenmelidir. Örneğin, belli toplumlarda evli kişiler, evde kalmış kız ya da bekâr erkeklerden daha ağırbaşlı bir durumda olmaları için evliliğe uygun elbise giymeye zorlanır. Aynı nedenle, evli durumda olanlar çoğu kez özel ayrıcalıklar taşır, görkemli evlenme törenleri ya da masraflı nikahlarla kutlanırlar. Bizzat, bu kutlamalar için çoğu kez önceden ısmarlanan elbiselik kumaşlar istenir ve bunlarla uygun elbiseler yapılır. Kısacası, insanın gerekli gördüğü bazı onayla-

maları için başka herhangi bir insan ilişkisinden evliliği farklılaştıran özel bazı şeylerin olduğu görülüyor. Bunların hepsi evliliğin sadece karı-kocanın yararı için varolmadığını ve daha başka kişisel gereksinmelere hizmet ettiğini gösteriyor. Yerini açık toplumsal bir ilgi alıyor. Bu ilginin sadece biçimi değil, aynı zamanda evliliğin anlamını yansıttığını ve ikincisinin bu nedenle sadece kişinin, onun bireysel ve toplumsal görünümlerinin her ikisini birden saydığında anlaşılabileceği daha açık görülür.

Kuşkusuz günlük yaşamda evliliğin eksiksiz tanımında ya da olası imalarının tümüne çok üzülmeksizin konuşuyoruz. Uzman kimseler bile fenomenin farklı yönlerini aydınlatmaya çalıştıkları halde çoğu kez bilerek belirsiz kalıyorlar. Böylece, bu çerçeveye bağlı olarak, evliliğin çok farklı bakış açılarından, çok farklı terimlerle tanımlandığını görebiliriz. Örneğin, Amerikan hukuku evliliği, bir kurum, bir statü ve bir anlaşma olarak çeşitli biçimlerde tanımlayabilir. Buna göre bu ülkede bugün politikacılar «evlilik kurumunu» övüyor, bürokratlar öteki insanlara «evlilik statülerini» açıklamalarını istiyorlar ve avukatlar müşterileri için, ilerde belli haklar ve görevlerden söz edebilmek amacıyla resmi evlilik sözleşmeleri düzenliyorlar.

Gerçekte, evlilik sözleşmeleri ne yenidir ne de Amerika’ya özgü bir şeydir. Dünyadaki birçok toplumlar yazılı evlilik anlaşmalarını bilmektedir, gelinle damat arasında ve sonra da saygın aileler arasında değilse bile. Gerçekte feodal dönemde bir evlilik anlaşması tüm kabileler ve halklar arasında bir ittifakı onaylama anlamına gelebilirdi. Şimdi böyle motifler hâlâ toplumumuzun üst sınıflarınca daha ılımlı ölçülerde oluşturuluyor. Böylece, evlilik sözleşmeleri alışılagelmiş bir unsur olarak büyük ailelerin şanslarının birliğini ya da olası yitimini ilgilendiren durumlarda kullanılıyor. Gerçekte, bu durumlarda evlilik yalnızca iki kişinin değil, belki düzinelerce ya da yüzlerce kişinin yazgısını belirleyebilir. Bununla birlikte, kural olarak bu sözleşmeler yalnızca ittifaklar, mali yerleşimler, miras vb. gibi dışsal durumları kapsar, onlar uygun anlamda evlilik konusuna pek seyrek değinirler ve karşılıklı sorunlarla ilgilenmezler. Bu nedenle onlar aslında salt ihtiyat tedbirleri ya da güvenlik ölçüleridir. Bu ölçüler evliliğe eşlik edip korur ama onu oluşturmaz.

Bu temel farklılık her zaman açıkça algılanmamaktadır. Öte yandan, evlilik, bir birlikteliğin sözleşmeler yoluyla korunması, rehberlik edilmesi, hatta bazı sözleşme niteliğinde elementler içermesi olgusu, kimi modern gözlemcilerin evliliğini bizzat kendisinin sözleşmeden başka bir şey olmadığına inanmaya götürmüştür. Bu bakış aynı zamanda öteki kültürlerdeki belli âdetler ve düzenlemelerle desteklenmişe benziyor. Örneğin, İslâm hukuku evliliği açıkça «cinsel ilişkinin ve çocuğun yasallaşması için bir sözleşme» (nikâh) olarak tanımlıyor. Aslında bu kesinlikle özel bir konudur, dinsel tören istemez ve belli koşullar altında sonuçlandırılabilir. Oysa, bu belirleme hiçbir zaman ayrıntılı olmaması ve dogmatik olarak okunulmaması gerektiği anlamına gelmez. Gerçekte mutan evlilikler âdeti çocuğun doğumu için sözleşmeye gerek olmadığını gösterir. (Ayrıntılar için «İslam Ülkelerinde Evlilik»e bakınız.) Bundan başka, babaların isteksiz kızları için zorunlu evlilik sözleşmesi yapması İslâm ülkelerinde olası olduğundan, sözleşme yapan tarafların her zaman damat ve gelin olduğu varsayılmamaktadır. Benzer bir şekilde, Ortaçağ Avrupasının başlarında, evliliğin, kadıpın, babasından kocasına Lordluğu geçirme amacı taşıdığı durumda, gelin sözleşmede bir taraf değil, onun daha çok nesnesi durumundaydı. Gelinin yazgısı yalnızca evliliğe dinsel bir anlam veren ve ona kutsal bir statü tanıyan kilisenin etkisi altında değer kazandı.

Bir kere, evliliğin kutsal bir karakter taşıdığını söylemeye gerek yok, o artık sözcüğün herhangi bir anlamında, bir sözleşme olarak adiandırılamaz-dı. Her şeyden önce evlilik bir zerafet aracıydı ve böylece onun özü herhangi bir resmi tahakküm altında değil, onları «tek can» yapan her iki eşin karşılıklı kararı altında yatıyordu (Mark, 10.8). Bu, anababanın etkisi ve ekonomik değerlerin önemini azalttı. Sonuç olarak, bir süre gizli evliliklere bile izin verildi. İkinci olarak; evlilik ilişkilerine kiliseyle İsa ışık tuttuğundan, sona erdirilmedi: «Tanrnının birleştirdiğine, insanın onları birbirinden uzak parçalar haline getirmesine izin verme» (Markos 10.9). Oysa, bu sonraki değişim nihayet gücenilir duruma geldi ve bu nedenle Protestan reformu boşanmayı Hıristiyanlar için yeniden olası hale getiren bir medeni sözleşme olarak evlilik kavramına dönüştü. Püriten İngiltere’de, John Milton evliliği ebediyen tarafları bağlamaya ihtiyaç duymayan bir akit, sözleşme (Covenont) olarak adlandırdı.

Evliliğin manastır sisteminden kurtarılması, kuşkusuz birden ortaya çıkan burjuva sınıfınca özellikle memnunlukla karşılandı. Burjuva kiralama, sözleşme ve düzenleme ve tertipte içice, dengeli bir biçimde artan alım-sa-tım dünyasında yaşıyordu ve böylece doğaüstü güçlere ya da mitlere çok az sempati duydular. Sonunda, 18. yüzyılda Alman burjuva filozofu Emma-nuel Kant’in, evliliği «cinsel niteliklerinin ömür boyu karşılıklı sahipliği için farklı cinsiyetten iki kişinin bir birliği» olarak tanımladığı zaman konuyu en açık, süssüz terimlerle yeteri kadar aydınlatmış olduğu görülüyordu. (Rechtslehre, paragraf 24). Bu tanım üzerine çok şey söylenilebilir, ancak biz basitçe onun evrensel olmadığını belirtebiliriz. İki kişiyle ilgisi ve bir «ömürboyu» karşılıklı sahiplik evliliğin yalnızca Batı türü bir özel biçiminin kabul edildiğini gösteriyor. Dahası, herhangi bir sözleşmeden de bahsedilmediği belirtilmelidir. Gerçekte, geri alınamaz, değişmez kişisel, sözleşmeler bireysel özgürlük için modern istemlerle uyum halinde olmaktan uzaklaşmıştır. Bir insanın başka birine ömür boyu sahip olması, şimdi tüm adalet sistemimize garip geliyor. İnsanlar artık kendilerini resmen köle olarak satmıyorlar ya da bazı kimseleri de ömür boyu hizmetçi olarak satın almıyor. İş evliliğe gelince böyle durumların çok daha azı kabul edilebilir. Gerçekte, Eski Roma’da bile evlilik yeminlerini ayırmak hiçbir zaman yasadan önce geçerli olmazdı. Bu nedenle Kant’in sözünü ettiği «birlik», tam resmi bir anlaşmadan daha başka bir şey olmalı.

Oysa, bizim çağdaş çözülebilir evliliklerimizin bile hiçbir zaman tam bir sözleşme gibi tanımlanmadığı açıkça görülebilir. Karı koca arasında varolan biricik kişisel ilişki yazılı anlaşma, vaziyet, madde ya da imzalarla yaratılamaz, biçimlendirilemez ve kurulamaz. Bu ilişki öyle yakındır ki, geniş ve bağlayıcı olmayan sözleşmelerin ona uydurulabilmesi olası değildir ve bağlayıcı olmayan sözleşmelerin değersiz olduğunu söylemeksizin sürer gider. Basit sağduyu bile, damat ve gelinin başlangıçtan evliliklerinin aleyhine hüküm vermemek için, birbirlerine yasalcı bir ruhla yaklaşmamalarını anlatır, öte yandan, onlar, evliliğin kurulduktan sonra artık yasayla halledilemeyeceğini de bilirler.

Bu birkaç gözlem, kolay yüzeysel yaklaşımlar için evlilik konusunun çok karmaşık olduğunu göstermeye yeterlidir. Evlilik birlikteliğinin kesin doğasının anlaşılması zordur ve onun toplumdaki rolü koşullara göre değişir. Böylece, tek bir tanım evliliğin tüm kavranabilir anlamlarını ortaya çıkaramaz ya da onun tüm biçimlerine uygun olamaz. Bununla birlikte, biz en azından bazı asgari görüşler elde edebiliriz, kuşkusuz, sorunu bazı tarihsel ve karşı kültürel perspektifte ele alırsak. Bu nedenle, aşağıdaki sayfalar da Batıda ve az sayıda Batı dışı toplumlarda, evliliğin şimdiki aşaması ve tarihsel gelişmesi kabataslak veriliyor. Ayrıca, gelecek üzerine bazı spekülasyonlar bir sonuç bölümünde sunuluyor.

Kaynak: http://www2.hu-berlin.de/

 

Bir Yorum Yaz

  • SON YAZILAR

    • Kas 11, 2013 Evlilik ve İlişki Semineri – ANKARA
      “Mükemmel bir evlilik ve ilişki var mı?” “Evliliklerde veya ilişkilerde kadın ve erkek ilişkileri nasıl
    • Nis 03, 2013 Daha Çok Mutlu Olmak İsteyen 50 Çift Aranıyor!
      PSİKODER BAŞKANI DR. CEM KEÇE: “GELİN, İÇİNİZDE SAKLI OLAN MUTLULUĞU AÇIĞA ÇIKARTALIM!” Farkındalık, zihin ve
    • Oca 29, 2013 EVLİLİĞİN 10 ŞARTI
      Günümüzde aile içi huzursuzluklar ve boşanmalar giderek artıyor. Peki, evlilikler neden yıkılıyor? Ekonomik sıkıntılardan mı? İletişim sorunlarından

Switch to our mobile site